HATIRLAMIYORUM KAÇ ZAMAN GEÇTİĞİNİ
Ağacın dalına ağzındaki dalıyla
bir serçe kondu, yuva yapacağı yeri gözüne kestirmiş ancak ortamın tenha
olmasını bekliyor , güven içinde bir yuva inşa etmek arzusundaydı. Anne olmaya
epeyce hevesli görünüyordu. Pencerenin kıyısında öylece serçenin daldaki
dansını izlerken dalmışım. Serçe beni fark etmemiş olacak ki evinin
duvarlarını ustaca örüyordu. Her dalı tuğla edasıyla özenle yerleştiriyordu, sabırlı ve
yorulmak bilmeksizin çalışıyordu. Babam, aklıma düştü birden. O da ustaydı, duvar ustası. O da öyle özenle, sabırla örmüştü evimizin duvarlarını. Ben altı
yedi yaşlarındayım daha. Evin büyüğü olduğumdan çoğu defa inşaat alanına
kendiyle götürürdü. Ben de o inşaat alanında yükselmeye çalışan kuru taşların ne
olacağına karar vermiş olacağım ki taşlı ev adını koymuştum ya da ben öyle
hatırlıyorum. Belki de babam, benim
dilimle konuşmuş, taşlı ev adını o keşfetmişti. Sonra, sonra dediğim en az iki
yıl aradan sonra babam gurbetlere gidip biriktirdiği paralarla kendi yuvasını
özenle örmeye devam etti. Artık o taşlı ev yükseliyor, süsleniyor ve
renkleniyordu. Kırmızıya döndü rengi , tuğla kırmızısı. Haliyle ismi de değişti
artık. Büyümüş ve artık bir gelin sayılırdı. Aynı hikayeyle sanırım isim babası
yine babamdı, tuğlalı evin. Çocukluğum öyle bir evde geçti, önce kaya taşlarıyla temellerinden serpilen ve gelinlik çağında tuğla kırmızısıyla süslenen bir evde.
Çocukluğumu özlemiyorum artık, yaşım yetmişin bir yerlerinde. sanırım çocukluğuma dönüş yolundayım. Ağır ve büyüklerin konuştukları konulara bana sıkıcı geliyor. Torunlarımla bilye oynamak çok daha iyi geliyor artık. Benjamin Buton misali çocuklaşıyor muyum yoksa. Gençliğimi hatırlamıyorum bile. Gerçi cocukluğumdan hatırladığım da gelin gibi süslü olan Tuğlalı Ev sadece. Büyük oğlum bana her akşam ilaç veriyor, gelinimle konuşurken duydum; -Alzheimer Hastalığına yakalanmışım. Gidip gelen düşüncelerime her gelişlerinde kapı açışım bu yüzdenmiş demek. Ama o gelen düşünceler, zamanıyla var ettiği ya da beni var eden düşünceler bir kapıdan kaçıp gidiyorlar. Her dönüşlerinde kapıyı ardına kadar açtığım o düşünceler, anılar, çocukluğum, gençliğim yani benliğim hep bir delik bulup kaçıyorlamış. Ben de hatırlamayı unutayım artık, her gün yeniden düşünceler yaratıp benliğimi doğurayım. Ki elimdeymiş sanki, hastalığım zaten beni buna mecbur bırakacak. Tuğlalı evi belki de ben yarattım, hatırlamıyorum. Alzheimer artık iç benliğim, biraz öldüren biraz da doğruran.
Harika yazmissin, insanın içine isleyen bir sıcaklık ve samimiyet var
YanıtlaSilBu arada geçişlerinde çok iyi
YanıtlaSil