Corona günlerinden bir çerçeve

       Bir sabah erkenden uyanıp işe gitmem gerek ve o, bu sabah değil. Elim, sabunla günde otuz üç kez yıkanmaktan çatlamış çorak bir araziyi anımsatıyor. Sakallarım muson ormanları gibi uzun ve darmadağın. Neyseki bu gece gün doğmadan uyudum da başım dünkü gibi çatlamıyor. Bu süreçte olanca kitap okudum, şiir kitaplarına ağır misyon yükledim. Bir de şu müzikler olmasa ruhum intihar edecekti belki. Kolonyanın üzerimde bıraktığı sarhoşlukla bağlama tellerinden çıkan notalar ruhuma beden olmuş sanki. Ben bu karamsarlığı bir yerlerden tanıyorum. Evet, bu karamsarlık en son dün güneş batarken üzerimdeydi. Her güneş batışında bu tablo çiziliyor. Tabloyu kim mi çiziyor? Güldürmeyin beni, tabi ki ben demeyeceğim. Ama çizeni tanıyorum. Maktulun kendisini öldürecek olanı bilmesi pek istenen bir durum değildir. Neyse, hazırlanıp yine yatağıma gireyim, belki yastığımın uykusu gelmiştir. Yorganım üşümüştür de ateşler içinde olan bedenim onu ısıtır. 12 gündür karantinadayım ve beni öldürecek olanı Covid-19’u bedenimde besliyorum. İnsanın kendi katilini beslemesi de ne absürt oysaki. Nefesim çekiliyor yavaş yavaş, inadım inat,  ölmek için direniyor gibiyim.

       Bakın ne diyeceğim, şu an çalan müziği bir tek ben duyuyorum. Bir koro sanırım, enstrümantal bir resital. Cenaze merasimim sanırım, katilim kazandı. Öldüm. Nasıl yazıyorsun peki, der gibisiniz. Tabi ki ben yazıyorum, demeyeceğim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

HATIRLAMIYORUM KAÇ ZAMAN GEÇTİĞİNİ

KİMLİKSİZ MEKTUP